Kırmızı tebeşirle hazırlanan çalışmanın, Roma’daki Sistine Şapeli tavanında yer alan Libyalı Sibylla figürü için yapılan ön çizimlerden biri olduğu değerlendiriliyor. 1508–1512 yılları arasında tamamlanan freskler için hazırlanan eskizlerden günümüze yalnızca sınırlı sayıda örnek ulaştığı biliniyor.

Yüzyıllar boyunca özel koleksiyonlarda saklanan eser, bir fotoğraf aracılığıyla ortaya çıktıktan sonra sanat çevrelerinde büyük ilgi gördü. Ancak tartışmaların odağında satış fiyatından çok Michelangelo’nun sanata yaklaşımı yer aldı.

“Ben ressam değilim”

1506 yılında Papa II. Julius’un, Michelangelo’nun Aziz Petrus Bazilikası için planladığı anıtsal mezar projesini durdurması sanatçının Roma’dan ayrılmasına neden oldu. 1508’de yeniden Roma’ya çağrılan Michelangelo’ya bu kez Sistine Şapeli’nin tavanını boyama görevi verildi. Ancak sanatçı, resim yapmayı kendi alanı olarak görmediğini mektuplarında açıkça dile getirdi ve kendisini her zaman bir heykeltıraş olarak tanımladı.

Genç yaşta ressam Domenico Ghirlandaio’nun atölyesinden ayrılarak Lorenzo de’ Medici’nin Floransa’daki heykel bahçesinde eğitim alan Michelangelo’nun, çizim ve heykeli sanatının merkezine koyduğu biliniyor.

Fresk tekniğinin zorlukları

Sistine Şapeli freskleri yalnızca estetik açıdan değil, fiziksel açıdan da sanatçı için büyük bir sınav oldu. Tavanın altında uzun süre çalışmanın bedeninde yarattığı ağrıları dostlarına yazdığı mektuplarda anlatan Michelangelo, kendisini ressam olarak görmediğini sık sık vurguladı.

Çizimin gücü: “Disegno”

16. yüzyılın başlarında çizim, yalnızca bir hazırlık aşaması olmaktan çıkarak yaratıcı sürecin temel unsuru hâline geldi. Sanat kuramcısı Giorgio Vasari’nin “disegno” kavramıyla ifade ettiği bu anlayış, hem teknik çizimi hem de eserin zihinsel tasarımını kapsıyordu. Michelangelo’nun el ve ayak çalışmaları, figürlerin anatomik yapısını kurmada önemli bir rol oynadı.

Christie’s’te satışa sunulan ayak çizimi de Libyalı Sibylla figürünün hareketli kompozisyonunu destekleyen detaylardan biri olarak değerlendiriliyor. Sanatçının heykellerinde ve fresklerinde kullandığı “contrapposto” duruşu, figürlere dinamizm kazandıran temel prensiplerden biri olarak öne çıkıyor.

Resme mesafeli bir dönüş

Michelangelo, Sistine Şapeli tavanını tamamladıktan sonra resme uzun süre ara verdi. Yıllar sonra altar duvarına yapılan “Son Yargı” freskiyle yeniden resme yönelse de sanat anlayışının merkezinde çizim ve heykel yer almaya devam etti. Floransa’daki Accademia del Disegno’nun ustası ilan edilmesi de, çizimin sanatın temeli olduğu görüşünü güçlendirdi.

Bugün Sistine Şapeli freskleri Rönesans’ın en önemli eserleri arasında kabul edilse de Michelangelo için asıl yaratım süreci, boyanın kendisinden çok çizimle şekillenen tasarım aşamasında yatıyordu. Ressam olarak ün kazanmasına rağmen o, kendisini her zaman çizimle düşünen bir heykeltıraş olarak görmeyi sürdürdü.